Arhavi'li Zekiye Sayar, köyünün güzelliklerini Bursa'ya taşıdı.
Artvin, Arhavi doğumlu, Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Matbaa Öğretmenliğini bitiren Zekiye Sayar yaşamını sürdürdüğü Bursa'da "VE KUZEYDE İDİ GÜNEŞ" adlı resim sergisini açtı. Doğup büyüdüğü Arhavi ilçesine bağlı Ulukent Köyünde çekmiş olduğu resimlerini karanlık oda baskısı yöntemiyle halka sunan sayar yapmış olduğu çalışması Bursa Halkı tarafından büyük ilgi gördü. Sergi 510 Aralık tarihleri arasında Bursa Tayyare Kültür Merkezinde açık kalacak.
Mesleğinde yüksek lisans da yapan Zekiye Sayar, açmış olduğu bu farklı konseptteki sergisi ile insanlara değişik görüntüleri sunmak onları farklı açıdan resim sevgisinin aşılamak olduğu söyledi. Gurbette olmak ve memleket sevdası ile hasret çektiklerini söyleyen Sayar kazanmış olduğu bu mesleğinin ilk sergisini memleketine ayırdığını belirtti. Arhavi'den de açmış olduğu sergisine ilginin olduğunu belirten sanatçı önümüzdeki günlerde de bu tür çalışmalarının devam edeceğini söyledi.
ZEKİYE SAYAR KİMDİR
Artvin-Arhavi doğumlu. Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Matbaa Öğretmenliğini bitirdi. Yine aynı bölümde yüksek lisans yaptı. Matbaa öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Çalıştığı kurumda fotoğrafçılık kulübü kurarak gençlere beş yıldır fotoğrafçılık eğitimi vermektedir. BUFSAD yönetim kurulunda iki dönem çalıştı. BUFSAD eğitmeni, 2.kur eğitim koordinatörü ve aynı zamanda karanlık oda üyesidir.
Şöyle anlatıyor Zekiye Sayar sergisini ve sergisine konu olan köyünü.
VE KUZEYDEYDİ GÜNEŞ
ULU bir KENT'ti: PİLARGET
Köy değil dünyaydı, çocukluğumun büyülü dünyası... Yıllarca hep o gizli büyüyü taşıdım içimde ve çok derinde.
Uzun bir yolculuk yaptım sonra, siyah beyaz bir yolculuk; içeriden dışarıya, rüyaya, geçmişe, çocukluğuma.
Perdeler uçuştu; sobanın üstünde kaynayan suyu, çay toplayan insanları, yayla şenliklerini, tulum sesini getirdi rüzgâr. Zaman sessiz, dingin bir su gibi akardı o günlerde. Güneş çıkınca avlu yıkanır, çamaşırlar güneşe asılırdı. Pencere önlerine güller dikilirdi, cam açılınca mis gibi koksun diye. Tarlaya kestirmeden gidilmezdi. Eşi dostu görmek, konuşmak, danışmaktı bile bile uzatılan yol. Her evin önünden bir yol geçmesi bu yüzdendi. Ocağın tütmesi sağlık demekti, afiyet demekti. Birbirinden uzaktaydı evler, pencerelere asılan bezlerin rengine yüklenen anlamlar haberleşme araçlarımızdı.Karanlık odanın kırmızı ışığı yolumu aydınlatırken fark ettim ki o günlerin en çok sabahlarını özlemişim. Aklımda hep aynı görüntü: Soğuk bir sabaha uyanmışım, yatak sıcacık, çıkmak istemiyorum yataktan. Bir süre sağa sola dönüyorum ama kaçış yok, kalkıyorum. Koşa koşa mutfağa gidiyorum. Her adımda ahşap zemin gıcırdıyor. Mutfakta yanan soba, güğümler, duvardaki rafta bir radyo... Sedire uzanıyorum, tam sedirin karşısında babam namaz kılıyor. Radyo açık, sabah ajansının sesi ve kaynayan ıhlamurun kokusu sıcak mutfağa yayılıyor...
İşte şimdi, yıllar sonra, o mutfaktan başladım yine yolculuğuma... İçeriden dışarıya, rüyaya, geçmişe, çocukluğuma
"



Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!